Notes
Notes - notes.io |
-Bebekliğini atlatıp çocukluk dönemine giren Zhutrak günlerini daha karanlık yerlerde geçirmekteydi. Kabilesindeki diğer bugbear ve goblinler ona silah tutmayı ve savaşmayı öğretmekteydi lakin eğitimleri oldukça verimsizdi. Silah tutmaktan acizdi çünkü çok zayıftı. Annesinin ve babasının gözünden de çoktan düşmüştü, bir umut vaad etmiyordu. Yine de Zhutrak pes etmek istemiyordu. Çalışmaya devam ediyordu fakat vücudu bunu kaldırmıyordu. Bu sebeple Zhutrak zaman zaman uzaklaşıp kendini yalnızlığı ile baş başa bırakıyordu ve saklanıyordu. En azından bu şekilde dayaktan kaçabilirdi, ilerleyen zamanlarda da belki de ölümden. Yalnızca bu günlerin geçmesini diliyordu...
-Çocuk Zhutrak bir gece yine kendi yalnızlığı ile baş başayken bir inleme sesi duydu. Bu ses ile adeta yerinden hoplayan ürkek Zhutrak daha yere düşmeden ikinci bir ses daha duydu, hemen ardından üçüncü, dördüncü... Ne yapacağını bilemeyen bugbear ne olduğunu anlamak için yakınındaki bir ağaca tırmandı ve seslere kulak verdi. Sesler yerleşkelerinin olduğu bölgeden geliyordu. O tarafa doğru baktığındaysa yükselen alevler görmeye başladı. En başta bunun kabile içinde bir dövüş veya eğlence olabileceğini düşündü, ne olduğunu kontrol edebilmek için yakına gitmeye karar verdi. Zavallı bugbear bunun hayatının hatası olacağından haberdar değildi. Yerleşkeye vardığında kabilelerindeki en güçlü görülen hobgoblinin sırtında devasa bir yanık ile yerde hareketsiz yattığını gördü. Kafasını kaldırıp ileriye doğru baktığında ise kabilesinden onlarca kişinin daha yerde yattığına şahit oldu. Ayakta kalanlar ise savaşmaya devam ediyordu, onların hakimiyetine son vermeye gelen insanlar ile... Ürkek Zhutrak donakalmıştı. Kafasını toplamaya çalıştı ve ileriye doğru koşarak yardıma gitmeye karar verdi ama bacakları ona engel oluyordu. İleriye bir adım atmaya dahi cesareti yoktu. Bu sebeple arkasını dönüp koşmaya başladı ve var olan bütün gücüyle kaçmaya başladı. Tüm bu olanlar sırasında kabilesi tek tek katledilmeye devam ediyordu. Zhutrak koşarken bir anda karnında büyük bir yanma hissetti ve sendelemeye başladı, ardından yere kapaklandı. Yerdeyken elini karnına götürdü ve bir ıslaklık hissetti. Eline baktı ve kan bulaştığını fark etti. Karnına baktığında bir ok gördü ve okun ona saplandığını anladı. Çok korkmuştu. Zorlanarak kendini sürüklemeye başladı ve elinden geldiğince hızlı bir şekilde bu durumdan kurtulmak istiyordu fakat çok yavaş olduğunun farkında bile değildi. Gözleri kararmaya başlamıştı ve giderek artan bir soğukluk hissi tüm bedenini sarmıştı. Ardına baktığında ona doğru gelen birisini gördü ama yanına gelemeden Zhutrak daha fazla dayanamayıp bayılmıştı.
-Gözlerini açtığında hareket eden bir şeyin içinde olduğunu kavrayan Zhutrak sakince etrafa baktı. Etrafta kendi kabilesinden birkaç hayatta kalan kişi daha vardı. Hepsinin bağlandığını fark etti ve dönüp kendine baktığında kendisinin de bağlandığını fark etti. Toplamda 12 kişilerdi ve bir "şeyin" içerisinde bir yere götürülüyorlardı fakat Zhutrak daha önce hiç bu "şey"i görmemişti. Ondan başka tek bir bugbear vardı ve adı Rigirk'ti. Rigirk'e sordu "Biz neyin içindeyiz?" diye. Rigirk ise "Araba." dedi umutsuz bir şekilde. Zhutrak şaşırmıştı. Rigirk'i daha önce hiç bu kadar umutsuz görmemişti. "Neyin var Rigirk? Nereye gidiyoruz?" diye sordu Zhutrak. "Savaştırılmaya yani ölmeye." dedi umutsuz bugbear. Zhutrak'ın iç dünyası yine adeta kararmıştı. Soğuk soğuk terlemeye başlamıştı. Diğerlerine bakınca Zhutrak, yalnız olmadığını fark etti. Herkes ötelenmiş bir ölüme doğru sürükleniyordu. Hiçbir yerinden içerisine ışık almayan bu "araba"nın içerisinde varış noktasına kadara çaresizce oturmaya devam etti Zhutrak. Belki de içten içe bu kadar çökmemesine sebep olan şey çok ilgisini çeken bu "araba"dır.
-Ne kadar zamanın geçtiğinin farkında bile değildi Zhutrak ama muhtemelen günler geçmişti belki de haftalar. Sonuç olarak ilk defa kapı açılmıştı ve içerisi günışığı ile dolmuştu. Zhutrak gözlerini kısarak dışarıya doğru baktı ve tam o sırada içeriye bir insan girerek herkesin iplerini çekerek dışarıya çıkarıyordu ve bu sırada bağırarak bir şeyler söylüyordu. Bu adamın dediklerini hiçbir şekilde anlamıyordu Zhutrak, bu onun konuştuğu bir dil değildi ve bu yüzden anlamıyordu. Kısa sürede tek tek 12 kişiyi ip gibi dizdi bu adam. Sonrasında yanlarına birkaç kişi daha toplandı. Kendi aralarında konuşurlarken Zhutrak etrafını incelemeye başladı ve yüksek ve beyaz duvarların yanında olmaktan fazlasıyla ürktüğünden dolayı etrafı incelemekten vazgeçti. Etraftan geçen insanların onları incelediğini fark ettiğindeyse sadece yere bakmaya başladı. Şu anda bir insan yerleşkesinde olduğunu anladı Zhutrak ama bu bildiği insan köylerinden çok farklıydı. Tabi minik Zhutrak'ın Beyaz Şehir'de olduğundan hiçbir şekilde haberi dahi yoktu. Yanlarındaki kalabalık konuşmalarını bitirdi ve bu 12 yaratığa dönerek Zhutrak haricindeki hepsini bir yere götürmeye başladılar. Rigirk itilerek giderken son kez "Yaşa, Zhutrak." dedi minik bugbeara. Zhutrak artık tek başına kalmıştı ve başına bir insan geldi. Eğilerek Zhutrak'a doğru baktı ve bir şeyler söyledi. Zhutrak bu insanların dediği hiç bir şeyi anlamıyordu. Bu insan bir erkekti ve Zhutrak'ın karnını göstererek tam oraya bir yumruk attı. Zhutrak tiz sesiyle acı içinde bağırmaya başladı çünkü bu hala tam olarak iyileşmemiş ok yediği bölgeydi. Bu adam Zhutrak'ı kapıp sürüklemeye başlamıştı ve bir yere doğru götürüyordu. Etrafına birkaç insan toplanmaya başladı. Zhutrak acı içinde kıvranırken tek bir şeyi fark edebilmişti. O da yanına yaklaşan bu kişilerin en başta bu adama hep aynı şeyi söylediğiydi. "Baldemar". Adama herkes bu şekilde sesleniyordu. Baldemar onu bir yere getirdikten sonra durdu ve bir binanın içine girdiler. İçerisi karanlıktı. Zhutrak'ı içeriye doğru fırlattı. Acılar içinde yuvarlanan Zhutrak karnını tutuyordu. Baldemar ve yanındaki 3 kişi gülmeye, kahkahalar atmaya başladılar. Zhutrak ise yerdeyken adamı gösterip "Baldemar." dedi. Baldemar çok şaşırdı ve şaşkınlığını gizleyemedi. Bu ufak bugbear'ın kafasından tutup ona havaya kaldırdı, boştaki eliyle kendini işaret etti ve "Baldemar." dedi. Ardından elini Zhutrak'ı işaret ederek ondan bir cevap bekledi. Minik bugbear ise onun neyi kast ettiğini anlayarak "Zhutrak" dedi. Baldemar onu anında yere fırlattı ve "Akıllısın, belli ki iyi para edersin ama seni satmadan önce seninle güzel bir şekilde eğleneceğim." dedi ve suratı çok korkunç bir ifadeye büründü. Tabi Zhutrak hiçbir şeyi anlamadı. Baldemar Zhutrak'ı bağlayarak onu fena bir şekilde benzetmeye başladı. Zhutrak saatlerce dayak yedi ve acılar içinde ağlayarak yalvarmaya başladı. Baldemar ise durmadan ona vuruyordu. En sonunda ise onu burada bırakıp dışarı çıkmıştı. Nefes nefese kalan Zhutrak hıçkırarak ağlıyordu ve acı içinde kıvranıyordu. Hala hayatta olduğu için şanslı hissediyordu ama Zhutrak'ın bunun haftalar süreceğinden haberi yoktu.
-Belirli belirli aralıklarla ona acı çektirmeye gelen Baldemar yaklaşık 2 ayın sonunda onu bu odadan çıkarıp bir köle tacirine götürdü. Ama Zhutrak çoktan kırılmıştı. Bu kadar ufakken normal birinin asla kaldıramayacağı şiddeti kaldırması onun akıl sağlını hayli olumsuz yönde etkilemişti. Zhutrak yaşadığına pişmandı ve kabilesiyle birlikte ormanda ölmeyi diliyordu. Bu sayede tüm bunları yaşamazdı ve bir kurtuluşa erebilirdi. Ama bunları düşünmesi bile anlamsızdı çünkü bu düşüncelerini harekete dökebilecek irade ona tanınmamıştı. O kendine zarar veremezdi, Baldemar ona zarar verebilirdi, kendisinin böyle bir hakkı yoktu o hak Baldemar'undu. Aklından geçen düşüncelerin yanı sıra pazarlığı tamamlamış olan Baldemar ve köle taciri bir sohbet içerisindeydiler. Köle taciri "Bu yaratığın bir ismi var mı? Varsa ismi ne?" diye sorduğunda Baldemar "Hmm, neydi yaa... Galiba Stark falandı." dedi. Köle taciri bu ismi not alıp "Stark"'ı bir kafese aldı. Köle taciri birkaç gün Stark'a baktıktan sonra Stark'ın durumunu görüp değerlendirdi. Onu satabilmesi için iki seçeneği vardı; ya Stark'ı iyice besleyip tekrardan palazlandıracaktı ya da Baldemar'un ona akıllı olduğunu söylemesiyle birlikte ona basit bir şekilde insan dilini öğreterek satacaktı. İkinci ihtimalden bir gelişim olup olmadığını gözlemlemenin daha kısa süreceğini düşünen köle taciri ona biraz insan dili öğretmeye başladı basit seviyede. Tüm bu süreçte de ona diğer kölelerine davrandığı gibi kötü davranmayacak hatta iyi davranacaktı ki süreç iyi ilerlesin ve bir an önce elinden çıkartıp cebi para dolsun. Köle taciri bu plan üzerinden Stark'a iyi davranmaya başladı. Stark böyle bir yaklaşıma o kadar muhtaçtı ki bir nebze de olsa ona iyi geldi. Yaşadıklarını tabi ki unutmadı ama fiziksel olarak günden güne toparlamaya başlamıştı. Aklının toparlanması mümkün olmasa da belirli bir süre sonra en azından çevreye karşı duyarlı hale gelmişti tepkiler vermeye başlamıştı. Köle tacirine göre bu ona basit bir dil öğretmek için fazlasıyla yeterliydi.
-Aradan yaklaşık 3 ay gibi bir süre geçmişti. Stark bu süreçte yaşadıklarını asla ama asla unutmadı ama zihni daha da kötüleşmemişti. Yeni bir şeyler ile uğraşmak en azından ona iyi geliyor gibiydi. Ama yaşadıklarının izleri Stark'ın içinde hep olacaktı. Aynı zamanda kendisine Stark diye seslenildiğinde "Benim adım Zhutrak!" demek hep istiyordu ama bunu düzeltmeye o kadar korkuyordu ki... Yeniden tüm yaşadıklarını yaşayacakmış gibi geliyordu, sanki ismi Zhutrak olmasaydı bunların hiçbirini yaşamayacaktı gibi geliyordu. Stark ismini istemeye istemeye kabullenmişti ve bu çok zoruna gidiyordu. Hissetiği şeyler dışında Stark artık insan dilini biraz biliyordu ve çevresinde konuşulanları anlıyordu. Bu da yakın zamanda satılacağına bir işaretti. Köle taciri onu artık satış yaptığı yere getiriyordu ve insanlara pazarlamaya çalışıyordu. "Hem güçlü hem uzun hem de dilimizi konuşabilen bu yaratık sizlerin her bir isteğini yerine getirmeye hazır! İsterseniz bir savaşçı olarak yetiştirebilir, isterseniz günlük işlerinizi yaptırtabilirsiniz." diyerek pazarlıyordu. Fena da olmayan bir pazarlama tekniği olduğu belliydi çünkü genelde insanlar Stark'la ilgileniyorlardı. Lakin ilgileri de kolay bir şekilde kayboluyordu. Vücudundaki izler, ürkek gözleri köle tacirine gelen çeşitli insanların ilgisini çekmiyordu. Maceracılar da bundan bir savaşçı olmaz diyip vazgeçiyorlardı. Birkaç gün boyunca Stark bu şekilde pazarlanmaya devam etti.
-Birkaç günün ardından köle tacirine iyi giyinimli yaşlı bir adam yanında bir uşağı ile geldi. Köle taciri bu yaşlı adamı görünce hemen ayağa kalkıp duruşunu düzeltti ve kelimelerini dikkatlice seçerek konuşmaya başladı. "Efendi Thaisen, dükkanıma hoş geldiniz. Sizi ne getirdi dükkanıma?" diye sorduktan sonra bu yaşlı adam hiçbir yanıt vermeden kölelere göz atmaya başladı. Stark bu konuşmaları sadece yere bakarak dinliyordu. Efendi Thaisen denilen adam "Söylesene bana Gaspar, buradaki kölelerden hangisini almalıyım?" dedi uşağına dönerek. Uşağı Gaspar ise "Siz hangisini uygun görürseniz efendim. Ama sizin işlerinizi kolaylaştıracak bir köle almanız mantıklı olur." dedi. Efendi Thaisen bir süre daha kölelerin önünde dolaşmaya devam etti. Bu sırada Stark'ı gördü. Stark hafif başını kaldırıp ona doğru buruk bir bakış attı korkakça. Efendi Thaisen köle tacirine dönüp "Bu kölenin adı ne?" diye sordu. Köle taciri "Stark." dedi. "Stark'ı alıyorum, fiyatı nedir?" diye sordu Efendi Thaisen. Köle taciri "Onun için çok uğraştım efendim, bizim dilimizi de öğrettim, fiziği de yerinde bu yüzden 20 altın uygundur efendim." dedi. Gaspar parayı uzattı ve köle taciri parayı alarak Stark'ı serbest bıraktı. Gaspar Stark'ı aldı ve Efendi Thaisen'in yanına gitti. Köle taciri köle belgesini getirip Efendi Thaisen'e verdi ve gerekli işlemleri yaptı. "Artık senin yeni bir efendin var Stark. Ben Thaisen. Seni evime götüreceğim." dedi Efendi Thaisen. Stark "Tabi efendi." dedi ürkek bir ses tonuyla. Köle taciriyle son konuşmaları yapan Efendi Thaisen bir süre sonra Gaspar ve Stark'la buradan ayrıldı ve ahır gibi bir bölgeye gittiler. Yolda giderlerken Stark'ın dikkatini çeken bir şey oldu. İnsanlar Efendi Thaisen'e saygıyla bakıyorlardı ve onu sevgiyle karşılıyorlardı. "Çok yaşa kahraman Thaisen!" gibi cümleler sarf ediyorlardı. Ahırdan bir arabaya binen ekip, Gaspar'ın sürücülüğüyle şehrin doğu çıkışına doğru yola koyuldular. Bir süre sonunda şehirden ayrıldılar ve uzaklaşmaya başladılar. Stark bir arabaya bindiği için yine heyecan yapmıştı ama bunu hiçbir şekilde belli edemiyordu. Sadece dalgın gözlerle dışarıyı izliyordu.
-Yolculuk esnasında Efendi Thaisen bir anda "Çok sessizsin Stark, bir bugbear olmana rağmen hırıltı bile çıkarmıyorsun." dedi. "Ses yapmamı mı istersiniz efendi?" dedi. Efendi Thaisen biraz şaşırmıştı, ama şaşkınlığı Stark'ın biraz ürkek ama daha çok nazik ses tonundan dolayıydı. "Hayır, sadece nedenini merak ettim." dedi Thaisen. Stark kafasını çevirip Thaisen'e baktığında onun sıcakkanlı ve mutlu bir bakış attığını gördü. Stark "Ses çıkarırsam bana zarar verirler." dedi. Thaisen'in "Kim?" sorusuna "Baldemar." diye cevap verdi Stark. Bu sorunun karşısında Thaisen'in suratı düştü. Stark'a "Merak etme o artık burada değil. Sana bir şey yapamaz." dedi Thaisen. Stark şaşkınlıkla "Efendi tam olarak kim?" diye sordu. Thaisen "Bana Kahraman Thaisen de diyorlar. Tanrıların savaşında koruduğum insanlardan ve cesurca savaşmamdan dolayı bana bu lakabı taktılar. Bir zamanlar İmparatorluk askeriydim fakat artık bir savaş gazisiyim. Tüm bu yaşadıklarımdan dolayı emekliliğe ayrıldım. İmparatorluğun değişmesinin de bunda büyük bir etkisi var. Yaşamımın geri kalanında da Akçağlayan'da yaşamaya karar verdim. Şimdi seninle de oraya gidiyoruz." dedi. Kahraman sözcüğü Stark'a çok havalı gelmişti. Çünkü bu onun tam tersini yansıtan bir kelimeydi. Biraz korkarak "İmparatorluk kötü mü?" diye sordu Stark. Thaisen ise "Hayır evlat, imparatorluk kötü değil, bir imparatorluğun var olma amacı kötü olmak değildir. Kötü olan imparatorluktakiler." dedi. Bir süre sessizlikten sonra Stark sessizliği bozarak "Beni neden aldınız efendi?" diye bir soru yöneltti. Thaisen biraz düşünceli bir bakışla "Kötü durumda olan bir köle iş yapamaz. Ama seninle göz göze geldiğimde içinde bir insan kıvılcımı olduğunu düşündüm." dedi. Stark'ın "Ben insan mıyım?" sorusuna Thaisen "Ne olmak istersen o olabilirsin. Çok insan tanıdım içinde canavar taşıyan. Ama senin gibisini ilk defa gördüm. Ömrümün son yıllarında belki de bu dünyaya bir iyilik yapabilirim düşüncesiyle seni almaya karar verdim. Umarım yanılmam." dedi. Stark başka soru sormamaya karar verdi ve dışarıyı seyretmeye devam etti.
-Yolculuğun sonunda Akçağlayan'a varmışlardı. Efendi Thaisen'in burada 2 katlı çok büyük olmayan mütevazi bir evi vardı. Gaspar ve Thaisen ile birlikte 1 hizmetçi ve 1 aşçı daha vardı bu evde Stark uzun zamanlar geçirecekti. Efendi Thaisen Stark'a öncelikle basit ev işleri vermişti, Gaspar ona yardım ediyordu. Stark da bir sürelik adaptasyon sürecini geçirdikten sonra işleri kapmıştı. Ev halkıyla da iyi geçiniyordu. Akçağlayandaki insanlar ondan en başta çok korkuyorlardı. Efendi Thaisen ve Gaspar'ın yanında olduğunu gördükleri zaman ise zamanla biraz daha yumuşuyorlardı. Bunun sebebi kimisi için sıradışı olmasıydı, kimisi içinse sadece Efendi Thaisen'e olan hürmetlerinden dolayıydı. Zamanla Stark bahçe işleriyle de uğraşmaya başladı. Gaspar onu gözlemlerken zaman içerisinde fark etti ki bu işi gerçekten sevgiyle yapıyordu. Çiçeklerle ve bitkilerle uğraşmaktan mutlu oluyordu. Birkaç kez bilgisizliğinden dolayı bu bitkilere dokunduğu için zehirlendiği de oldu ama Gaspar ona kızıp tembihlerken "Onların da kendini koruma hakkı var." demişti. Gaspar'ı bu cevap çok etkilemişti. Gaspar bu cevabı Efendi Thaisen ile paylaştıktan sonra Efendi Thaisen bu söz hakkında biraz düşüneceğini belirtti. Gaspar artık Stark'a daha sıcakkanlı davranıyordu ve aralarında bir arkadaşlık gelişmeye başlamıştı. Gaspar genç bir insandı. Görünüşünün aksine oldukça güçlü biriydi. Gücü ise ona doğuştan hediye edilmişti. Doğuştan gelen büyü gücüyle pek de büyük sayılmayacak birkaç olayı son derece kolay bir şekilde bastırmıştı ve Stark buna hayran kalmıştı. Stark ona arabaya duyduğu hayranlıktan bahsedince Gaspar ona araba sürmeyi öğretti. Onun büyüleri hoşuna gittiği için Gaspar bazen onu yaptığı cantripler ile eğlendiriyordu. En basit olarak mum ışıklarıyla oynamak Stark'ı fazlasıyla eğlendiriyordu. Gel zaman git zaman 5 yıla yakın bir süre geçmişti. Stark yaşadıklarını unutmasa da buradaki güzel zamanlar onun acısını biraz hafifletmişti. Evden pek dışarıya çıkmasa da insanların ona kötü bakış açısı giderek azalmıştı ama asla bitmemişti.
-Efendi Thaisen, bir gün Stark'ı yanına çağırdı ve ona sordu "Burada geçirdiğin vakitten mutlu musun?". Stark "Oldukça mutluyum Efendi Thaisen." dedi. "Peki yapmak istediğin şeyler var mı?" diye ekledi hemen ardından Thaisen. Stark'ın "Nasıl yani?" sorusunu "Dünyaya açılmak ister misin?" diye yanıtladı Thaisen. Bu soru Stark'ı ürkütmüştü biraz. Burada rahata ermişti ayrıca dilini fazlasıyla geliştirmişti, kendini sürekli meşgul edebiliyordu ve nelerin ilgisini çektiğini keşfetmişti. Arabalar, büyüler, bitkiler... Bir o kadar da silahlardan hoşlanmıyordu. Silahların keskinliği onu ürpertiyordu. Bu rahat konfor alanından çıkmak Stark'ın asla istemediği bir şeydi. Fakat aklına derin bir soru çakıldı; acaba dışarıya açılırsa neleri sevdiğini daha da fazla keşfedebilir miydi? Bu soru aklına dank ettiği anda düşündü ve belki de hayatında ilk defa cesurca bir harekette bulunarak "İsterim efendim." dedi kısık bir sesle. Thaisen "Anlayamadım daha yüksek sesle söyle." dedi. "İsterim efendim!" dedi Stark kararlı bir şekilde fakat bunu yaparken gözlerini yummuştu. Gözlerini açtığında Efendi Thaisen'in yüzünde sıcak bir gülümseme vardı. "Yarına kendini hazırla o zaman, seni tanıştırmak istediğim birisi var." dedi. Stark efendisinin odasından çıktıktan sonra kapıda Gaspar onu bekliyordu. "Nasıl geçti?" diye sordu genç adam Stark'a. "Yarın yola çıkacakmışız." dedi. Gaspar yürümeye başladı, ardından Stark ona yetişti. Efendisine sormaktan çekindiği bir soruyu Gaspar'a yöneltti "Ben bir köle değil miyim? Efendi bana neden bu kadar değer veriyor? Neden bu kadar özgürlük tanıyor?" dedi. Gaspar yürümesini durdurdu. "Efendinin zamanında canından çok sevdiği bir kadın vardı. O kadın bir insan değildi tıpkı senin gibi. Onun en sevdiği özelliği ise masumluğuymuş. Belki de sende de bunu görmüştür." dedi. Stark çok şaşırmıştı. Bunu beklemiyordu. Sadece sustu. Gaspar'ı bir süre daha takip etmeye devam etti ardından odasını gidip yolculuğa hazırlanmaya başladı.
-Yolculuğa çıkmışlardı ve Alve Dorei ormanlarına doğru ilerliyorlardı. Gaspar, Stark ve Thaisen birlikte keyifli bir yolculuk geçirmişlerdi. Ara ara Stark arabayı sürmeye başlamıştı ve büyük bir keyif alıyordu. Yolculuk genel anlamda sorunsuz geçmişti. En büyük sorun bir haydut çetesiydi ama bu bile çok ufak bir sorundu. İlk defa Efendi Thaisen'in orada savaştığını görmüştü. Adeta kılıcıyla birlikte dans ediyordu. Gaspar ise yaptığı büyüler ile düşmanları ekarte ediyordu. Stark bu sırada tabi ki korkusundan dolayı saklanmıştı. Eski anıları o anda tekrardan canlanmıştı ve çok gerilmişti. Ama 2'ye karşı 8'lik bir savaşta Gaspar ve Thaisen adeta domine ediyorlardı. Stark bir anlığına Thaisen'in yüz ifadesini görmüştü. Thaisen bunu yapmaktan keyif alıyor gibi gözükmüyordu. Stark efendisinin savaşmayı sevmediğini anlamıştı. Bu ufak sorunların ardından ormanın derinliklerinde ilerleyerek sonunda varacakları yere varmışlardı.
- 2 haftalık bir yolculuğun ardından ormanın derinliklerinde bir koru gibi bir yere gelmişlerdi ama pek bir yaşam belirtisi yoktu. Thaisen arabadan indi ve koruya doğru yürümeye başladı. Thaisen çok yüksek olmayan bir ses tonuyla "Burada olduğunu biliyorum Radelia Silverlake. Ben Thaisen, eski dostun." dedi. Bir süre sessizlikten sonra korunun içinden elf bir kadın gözüktü ve yavaş yavaş gruba doğru yaklaştı. Thaisen'e iyice yaklaştıktan sonra "Merhaba Thaisen, gelişine neye borçluyum?" diye sordu. "Seni ziyaret etmek istedim, belki bir daha hiç göremem diye, ayrıca tanıştırmak istediğim biri var." dedi yaşlı adam. "Epey yaşlanmışsın Thaisen, yanındaki gençler seni daha da yaşlı gösteriyor." dedi hafif bir gülümseme ile. Thaisen güldü ve "Gerçekten öyle, son yıllarımda yanımda bulundurduğum ve çok değer verdiğim 2 genç." diyip sözüne "Bu çocuğu seninle tanıştırmak istedim." şeklinde devam ederek Stark'ı gösterdi. Radelia, Stark'ı bir bakışla süzdü. Ergenlik çağında olan bir bugbear vardı karşısında. "Merhaba ufaklık, ben Radelia senin adın ne?" diye sordu. "Be-benim adım Stark efendim." diye karşılık verdi. Radelia "Bana efendim demene gerek yok. Tanıştığıma memnun oldum. Çok güzel bir ismin varmış." dedi. Stark'ın gözbebekleri büyüdü ve bakışlarını Radelia'ya çevirdi. Gözleri dolmuştu ve gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Bu gerçek ismi bile değildi ama ilk defa birisi ona böyle bir şey söylemişti. Koluyla gözlerini silen Stark sadece "Teşekkür ederim." dedi. Radelia gülümsedi. Thaisen'e bakıp "Onu Linoe'ye benzettin değil mi?" diye sordu Radelia. Thaisen sadece yüzünü gökyüzüne çevirip gökyüzüne doğru bakıyordu. Bir süre sessizliğin ardından Thaisen "Senden bir istekte bulunacaktım Radelia. Stark'ı eğitip ona göz kulak olabilir misin? Kendisini bulmasını sağlayabilirsin, bunu senden başka yapabilecek birisini tanımıyorum." dedi. Radelia "İsteğin buysa bunu yapabilirim, en azından denerim." dedi. "Bunu istiyor musun Stark? Burada benimle kalmak istiyor musun?" dedikten sonra Radelia'ya "Efendim bunun doğru olduğuna inanıyor, ben de onun inancına güveniyorum. İstiyorum." dedi Stark. Radelia onaylarcasına başını salladı. Thaisen'e dönüp "En azından bir gece kalmayı reddetmezsiniz değil mi? diye sordu Thaisen'e. Bunda bir sorun olmayacağını gören Thaisen, Radelia ve diğerleriyle birlikte koruya doğru ilerledi. Hep birlikte sohbet ederek bir gece geçirdiler. Ertesi gün Thaisen ve Gaspar gitmeden önce son bir kez Stark ile konuştular ve vedalaştılar. Thaisen Stark'a sarıldı ve "Kendine iyi bak evlat, emin ellerde olacaksın." dedi. Gözleri dolan Stark bu yaşlı adama sımsıkı sarıldı. Hayatında ilk defa ona sevgi gösteren birini bırakmak hiç kolay değildi. Gaspar "Yollarımız bir gün mutlaka kesişecek. O zamana kadar sağlıcakla kal ufak dostum." dedi. Ardından ikili yola koyuldu. Artık Stark ve Radelia baş başa kalmışlardı. Bu vakitten itibaren Stark, Radelia'dan öğrenebileceği şeyleri öğrenmek için elinden geleni yapacaktı.
-Radelia bir druiddi. Bu yüzden genç bugbeara bir druid olmanın ilkelerinden bahsederek onu güzelce eğitmeye ve onunla bilgilerini paylaşmaya karar vermişti. Onunla en temel ilkelerden başlayarak eğitiminde ilerlemeye başladı. Doğanın yenilmez olduğunu ve asla bir egemenlik altına girmeyeceğinden, kendisi ve kendisi gibi olanları da doğanın iradesinin bir uzantısı olarak tanımladı. Stark bazen hiçbir sorun yaşamıyordu, bazen de bunları anlamıyordu ve anlaması da epey sürüyordu. Uzun sürecek bir zaman diliminde Radelia, Stark'a asla yapmaması gereken şeyleri, asla unutmaması gereken şeyleri, yasakları, doğanın zenginliğini, canavarları, yaratıkları, hayvanları, bitkileri, böcekleri, elementalleri, druidlerin yönelimlerini, türlerini anlatmıştı. Yıllar süren bu süreçte Stark'ın dili iyi bir şekilde konuşabildiğini bilse bile okuma yazması olmadığını da kısa bir sürede görüp ona okuma ve yazmayı da bir yandan öğretmekteydi. Okuma yazma işini söktükten sonra ona druid dili olan Druidic'i de öğretti. Ardından ona büyü yapmayı ve savaşmayı öğretmeye karar vermişti. Stark savaş fikrinden hiç hoşlanmamıştı. Radelia'nın en çok uğraştığı süreçlerden birisi de bu oldu. Zor olsa da zamanla Stark'ı ikna edebilmişti. Bundaki en büyük etken de "Savaşmak için bir kılıca veya bir zırha ihtiyacın yok. Bunlar olmadan da savaşabilirsin, doğanın bize sunduklarını kullanarak savaşırız biz. Ama en önemlisi savaşmak için iyi bir yüreğe sahip olman yeterli. Çünkü en iyi savaşan, silahını çıkarmadan savaşandır." demişti. Tabi bunun yanında bazı durumlarda kan dökmenin kaçınılmaz olacağından da bahsetmişti. Ama Stark bir şekilde kendini korumalıydı. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak. Eğitimlerine bazen koruda bazen korunun dışında bir şekilde devam ettiler ve Stark yıllar içerisinde kapabileceği şeyleri kapmaya gayret göstererek elinden geleni yaptı.
-Stark'ın gözünde Radelia kısa zaman içerisinde bir ustaya, daha sonrasında ise farklı bir konuma geçmişti. Bunu tarif etmek zordu ama Stark bunu en çok "anne" kelimesine benzetiyordu. Radelia disiplinli ve kimi zaman katı da olabiliyordu. Stark'a kızdığında ve onun üzüldüğünü gördükten sonra kendisi de üzülüyordu ama bunu bazen yapması gerekiyordu. Stark ustasının şefkatli ve yufka yürekli birisi olduğunu zamanla fark etmişti. Radelia ona eğitiminin dışında yemekler yapar, hikayeler anlatır, efsanelerden bahsederdi. Stark'ın uyumakta zorlandığı gecelerde yanına gider ve onun dizine yatmasına izin verip onu öyle uyuturdu. Korktuğu zamanlarda onu severdi. Radelia da Stark'ı çok sevmişti. Onu sadece karşılaşacağı zorlu mücadelelere karşı değil hayata karşı da hazırlıyordu. Ona kendi bildiği her şeyi aktarıyordu. En önemli öğütlerinden birisi ise mutlu olmasıydı. Yaşamaya devam ettiği sürece mutlu olması gerektiğini ona tembihliyordu. İçindeki mutluluğu ve umudu kaybeden kişi yaşasa bile ölüden farksızdı ve bunu Stark'a güzel bir şekilde anlatmıştı. Yüzünden gülümsemesinin eksik olmaması gerektiğini ilk kez söylediğinde Stark gülmüştü ve onun güldüğünü gören Radelia böyle çok tatlı olduğunu söylemişti. Stark o andan itibaren yüzünde hep bir mutlu bir ifadeyle gezmeye başlamıştı. Fark etmişti ki Radelia ile geçirdiği zamanlar ona adeta ilaç gibi geliyordu. Evet geçmişinden yaşadığı bir travması vardı, onu unutması mümkün değildi ama artık çok daha iyi hissediyordu. Stark'a hayatı güzelleştiren önemli bir figür haline gelmişti Radelia. Stark, Thaisen'i babacan tavırları sayesinde bir baba olarak, Radelia'yı ise artık bir anne olarak görüyordu.
-Bir gece Radelia Stark'ı alıp ormanda açık bir alana gitti. Orada birlikte uzun saatlerce oturdular. Radelia gökyüzüne bakıp yıldızları gösteriyordu Stark'a. "Benim gücümün kaynağı bunlar. Yıldızlar. Yıldızları, yıldız takımlarını ve gökteki desenler bize gücümüzü verir, bize yolumuz gösterirler. Bizler yıldızlar ışık tutar ve bu ışık aracılığıyla bilgilerimizi toplarız. Yıldızların dünyamıza olan etkilerini saklarız ve paylaşırız." demişti. Stark hayranlıkla yıldızları izliyordu. "Yıldızlara güvenebilirsin Stark. Onlar en karanlık gecede en parlak şekilde parlarlar. Ama asla unutma Stark onları her zaman göremezsin ama her zaman orada olduklarını bilirsin. Tıpkı iyi dostlar gibi. Thaisen gibi. Bu yüzden iyi dostlar edindiğinden emin ol" diyerek güldü. Stark için bu gece oldukça anlamlıydı. Radelia'nın nasihatlerini dinleyip gece şafak sökene kadar oturmaya devam ettiler. Koruya döndükten sonra Radelia Stark'a kütüphanesini gösterdi. Ona yazılanları okuması için izin verdi. Bir sürenin ardından Stark'ın okumaya kendini kaptırıp gittiğini gördü ve onun için bir sürpriz hazırlamaya karar verdi. Ona bir gözlük hediye etti. Stark'ın tepkisi kesinlikle görülmeye değerdi, çok mutlu olmuştu. Ustasının ona verdiği bu hediyeyi çok severek kullanıyordu. Bunu hep kullanacağına dair kendine bir söz verdi.
-Artık 20'li yaşlarının başlarına gelen Stark bir gün ustasını endişeli bir şekilde gördü onunla konuşmaya gitti. Ne olduğunu sorunca "Çok önemli bir şeyin ortalıktan kaybolduğunu öğrendim Stark. Nerede olduğunu biliyorum ama pek güvenli olmayan bir yer Stark. Yine de ne olursa olsun onu geri almalıyım." dedi Radelia. "Nereye gideceksin usta? Kaybolan şey ne?" diye sordu Stark. "Bunu sana söyleyemem maalesef. Bu büyük bir mesele canım benim. Ama emin ol iyi olacağım olabildiğince kısa bir sürede de döneceğim." dedi Radelia. Stark'ın canı sıkılmıştı ama ustasının içinde bulunduğu zor durumu da anlayabiliyordu. "Kendine dikkat et usta." dedi Stark üzgün bir şekilde. Radelia böyle olgunca bir tepki gördükten sonra rahatladı. "Ayrılmalıyım Stark. Bir sorun yaşarsan Thaisen'in yanına git." dedi Radelia. Ardından ayrılmak için yola koyuldu. Stark artık bu koruda yalnızdı.
-Aradan geçen 3 ayın sonucunda ustasından hala haber alamayınca Stark harekete geçmeye karar verdi. Korudaki bütün kitapları ve belgeleri toplayıp en yakın yerleşim yerine doğru harekete geçti. Bir köye vardıktan sonra bir araç ayarlamak için ahıra gitti. Kitapları ve belgeleri toplarken ustasının bıraktığı bir miktar parayı fark etmişti ve onu yanına almıştı. Ahırda bir araç ayarladı ve gerekli parayı vererek Akçağlayan'a doğru harekete geçti. Uzun yıllar sonra Akçağlayan'a tekrar gidiyor olmak ona iyi hissettiriyordu ama ustasının geri gelmemesinden dolayı endişeliydi. Yolculuk 2 haftaya yakın bir süre sürdü.
-Akçağlayan'a varır varmaz Thaisen'i görmeye gitti. Eve girdiğinde Gaspar'ı gördü ve onunla sarıldılar. Gaspar ile birlikte Thaisen'in yanına gittiklerinde Stark şaşırmıştı. Thaisen artık yataktan çıkamıyordu. Odasında camdan dışarıyı izliyordu ve Stark'ın geldiğini görünce oldukça sevindi. "Seni tekrar görebildiğim için mutluyum evlat." dedi yaşlı adam. Stark eğilip ona sarıldı. "Çok uzamışsın Stark." diyip güldü Thaisen, ardından bir öksürük krizine girdi. Stark Thaisen'i bu halde gördüğü için sarsılmıştı. Biraz sohbetin ardından Stark yaşlı adama geliş amacını yöneltti. "Ustam bana gitmesi gerektiğini söyleyip gelmedi. Nereye gittiğini biliyor musunuz efendi?" diye sordu. Thaisen'in suratı biraz düştü ve "Bunun için geldiğini biliyordum Stark. Evet, biliyorum." dedi. "Nerede efendi?" diye sordu heyecanla. "Bana bir mektup yollamıştı ve senin buraya gelebileceğini söylemişti. Ne için gittiğini söylememiş ama gittiği yeri söylemiş. Escar Ormanları'na gitmiş." dedi Thaisen. Stark, orasının balta girmemiş çok tehlikeli bir orman olduğunu biliyordu. "Nasıl gidebilirim oraya?" diye sordu Stark. Thaisen bir iç çekti ve anlatmaya başladı. "İmparatorluk oraya seferler yapmaya başlamış, insanları oraya keşif yapması için götürüyor. Karşılığı da oldukça kazançlıymış. Orada bulunan şeyleri oldukça pahalı bir fiyattan alıyorlarmış ve insanları bu cezbediyormuş." dedi yaşlı adam. "İmparatorluğa git Stark. İmparatorluktan rica edip senin kölelik belgeni fesih ettireceğim, en azından bunu benim için yapabilirler. Oraya git ve Escar Ormanları'na gitmek için gönüllü ol. En azından Radelia'yı nerede arayacağını biliyorsun." dedi yaşlı adam. "Son bir şey isteyebilir miyim efendi?" diye sordu Stark. Thaisen onaylarcasına başını salladı ve "Korudaki kitapları ve belgeleri yanımda getirdim. Onlar burada kalabilir mi?" diye sordu. "Tabii ki." diye yanıtladı Thaisen. Stark izin isteyip kalktı ve kapıdan ayrılacakken Thaisen ona seslendi "Stark! Sana yardım edemediğim için çok üzgünüm. Seni seviyorum evlat, beni affet, kendine dikkat et." dedi. Stark kapının eşiğindeyken durdu. Gözleri dolmuştu. Thaisen'in onu ağlarken görmemesi için arkasına dönmedi ve "Sana hiç kızgın değilim. Bana sahip çıktığın ve beni yetiştirdiğin için teşekkürler baba." dedi. Thaisen'in de bu sözlerin ardından gözleri dolmuştu. Stark Gaspar ile odadan çıktı. Dışarıda Gaspar "Üzgünüm Gaspar ama Efendi Thaisen'in yanında durmam gerek. Bir yeminim var." dedi. Stark bunu anlayışla karşıladı ve Gaspar ile sarıldı. Gaspar ona bir araba hazırladı ve Stark Beyaz Şehir'e doğru yolculuğa koyuldu.
-Beyaz Şehir'in surları uzaktan oldukça görkemli duruyordu. Stark bu şehirde çok kötü zamanlar geçirmişti ama Thaisen ile de burada tanışmıştı. Değişik duygular içinde şehirin içerisine doğru arabanın arkasında ilerledi. Arabayı süren kişi geldiklerini söyleyince Stark arabadan indi ve imparatorluğa doğru yola koyuldu. Escar Ormanlarına gitmek için yetkili kişileri görmeye gitmek için kapüşonunu çekti ve ilerlemeye başladı. İmparatorluğun askeri birlik binalarından birisinin önünde çok uzun olmayan bir sıra gördü ve sıradaki birisine bunun ne sırası olduğunu sordu. Duymak istediği cevabı duydu ve sıraya girdi. Sıra ona geldiğinde görevli asker ona kim olduğunu sordu. "Ben Stark. Kahraman Thaisen'in kölesiyim." dedi ve adamın gözleri açıldı. Karşısında bir yaratık görüyordu ve kahraman Thaisen'in kölesi olduğunu idda ediyordu. Ama son derece ciddi bir bakış atıyordu. "Bunu kanıtlayabilir misin?" diye sordu asker. "Kahraman Thaisen beni köleliğimden azat etti ve imparatorluğa bir mektup yolladı." Asker başka bir askeri çağırdı ve durumu anlattı. Gelen diğer asker Stark'a takip etmesini söyleyerek bir yere götürdü. Gerekli evrakları ve belgeleri kontrol etti ve ardından kendisinden daha yetkili birisiyle konuştu. Askerin konuştuğu ekip lideri Stark'a dönüp "Demek o sensin. Tarife de uyuyorsun. Üstlerimden böyle bir bilgi gelmişti. Şu anda gitmene Escar Ormanları'na gitmene hiçbir sakınca yok ama emin misin?" diye sordu. Stark "Eminim." diye yanıtladı kendinden emin bir şekilde. Stark'ın ismi listeye yazıldı ve bir gönüllü olarak Escar Ormanları'na gitme hakkı kazandı. Bir sonraki kafilenin 2 hafta sonra gideceğini belirtti ve Stark'a hazırlık yapmasını tavsiye etti. İmparatorluk sadece belirli şeyleri takviye edecekmiş. Stark 2 hafta boyunca hazırlandı ve hareket günü gelince kafileye katıldı ve Escar Orman'larına doğru yola koyuldu.
-Yaklaşık 1 ay süren bu yolculukta Stark genelde düşünceleriyle başbaşa kaldı. Birkaç insanla tanıştı. Görünüşünden dolayı ondan çekinenler de oldu ama iyi anlaştığı birkaç kişi de oldu. Birbirleri aralarında hikayeler paylaştılar. En sonunda Escar Ormanları'nın girişine vardılar. Kafile ile birlikte Stark indi ve artık Escar Ormanları'na girmeye hazırdı. Tüm cesaretini toparladı Stark. Derin bir nefes aldı. Aklında bir tek ustası Radelia'yı bulma fikri vardı. Düşündüğü tek bir cümle vardı ve defalarca aklında tekrar ediyordu; Gece ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlaktır...
![]() |
Notes is a web-based application for online taking notes. You can take your notes and share with others people. If you like taking long notes, notes.io is designed for you. To date, over 8,000,000,000+ notes created and continuing...
With notes.io;
- * You can take a note from anywhere and any device with internet connection.
- * You can share the notes in social platforms (YouTube, Facebook, Twitter, instagram etc.).
- * You can quickly share your contents without website, blog and e-mail.
- * You don't need to create any Account to share a note. As you wish you can use quick, easy and best shortened notes with sms, websites, e-mail, or messaging services (WhatsApp, iMessage, Telegram, Signal).
- * Notes.io has fabulous infrastructure design for a short link and allows you to share the note as an easy and understandable link.
Fast: Notes.io is built for speed and performance. You can take a notes quickly and browse your archive.
Easy: Notes.io doesn’t require installation. Just write and share note!
Short: Notes.io’s url just 8 character. You’ll get shorten link of your note when you want to share. (Ex: notes.io/q )
Free: Notes.io works for 14 years and has been free since the day it was started.
You immediately create your first note and start sharing with the ones you wish. If you want to contact us, you can use the following communication channels;
Email: [email protected]
Twitter: http://twitter.com/notesio
Instagram: http://instagram.com/notes.io
Facebook: http://facebook.com/notesio
Regards;
Notes.io Team
