NotesWhat is notes.io?

Notes brand slogan

Notes - notes.io

Hani İnstagram hesabımızdan soru cevap yaptığımızda -Abla bu sektörde hiç mi iyi biri yok- diye soruyorsunuz ya.. hah işte galiba birini bulduk.

Siz onu gördüğünüzde aklınıza gelen ilk şey nedir? Belki de sadece bakışıyla bile insanı kahkahaya boğan o meşhur yüz mimikleri... Ya da Baazigar’da her şeyi unutan o şaşkın uşak Babulal... Bollywood denince akla gelen en parlak, en renkli simalardan biri Johnny Lever.

Ama durun bir dakika! Bugün burada sadece bir komedyenden bahsetmeyeceğiz. Bugün, Mumbai’nin çamurlu sokaklarından çıkıp, cebinde bir rupi bile yokken milyonları güldürmeyi başarmış, alkolün dibine vurmuş ama küllerinden doğmuş bir adamın; yani John Prakash Rao Janumala’nın gerçek hikayesini anlatacağız.

Hazırsanız, Bollywood’un en temiz kalpli ama en fırtınalı hayat hikayesine, Johnny’nin o meşhur kahkahasıyla giriş yapıyoruz!


Hikayemiz, takvimler 14 Ağustos 1957’yi gösterdiğinde, Andhra Pradesh'in kavurucu sıcağında, Kanigiri denilen küçük bir kasabada başladı. Ancak kaderin bu küçük çocuk için çok daha gürültülü, çok daha kalabalık ve çok daha "kaotik" planları vardı. Henüz çocuk yaşta ailesiyle birlikte, hayallerin kurulduğu ama çoğunlukla yıkıldığı o devasa metropole, Mumbai’ye taşındı. Ama onların adresi Bollywood’un o palmiyeli malikaneleri değildi; onlar dünyanın en büyük sefalet yuvalarından biri olan Dharavi’nin kalbine yerleştiler.

Yedi nüfuslu bir aile, tek bir odada hayata tutunmaya çalışıyordu. Babası Prakash Rao, Hindustan Lever fabrikasında operatör olarak çalışıyordu ama kazandığı para Mumbai gibi dev bir canavarın midesinde saniyeler içinde eriyip gidiyordu. Johnny, ailenin en büyük çocuğuydu. Yani "ilk göz ağrısı" değil, aslında "ilk iş gücüydü". Evde tencerenin kaynaması için birilerinin fedakarlık yapması gerekiyordu ve bu piyango Johnny’ye vurdu.

Peki, Johnny okulu sevmiyor muydu? Aslında tam bir gözlem dehasıydı ama hayat ona defter-kitap alacak parayı vermemişti. 7. sınıfa geldiğinde, henüz on üç yaşındayken okul çantasını bir kenara bıraktı. Bizim o yaşlarda en büyük derdimiz "Acaba teneffüste top oynayabilecek miyiz?" ya da "Matematik hocası sözlü yapar mı?" iken; Johnny, Mumbai’nin o meşhur, insanı yutan kalabalık tren istasyonlarında ve pazar yerlerinde elinde bir avuç kalemle hayata atılmıştı.

Fakat burada durup bir düşünmek lazım: Mumbai sokaklarında kalem satan binlerce çocuk vardı. Johnny’yi o çocuklardan ayıran, onu bugün dünya çapında bir efsane yapan o meşhur "pazarlama dehası" tam da o istasyonlarda doğdu. Johnny fark etti ki, insanlar sadece bir kalem almak istemiyorlar; onlar bir anlığına da olsa bu boktan hayatın dertlerinden uzaklaşmak, gülmek istiyorlar.

Johnny ne yaptı biliyor musunuz? Kalemi havaya kaldırıyor, birden o dönemin efsane aktörleri Ashok Kumar’ın sesini taklit etmeye başlıyordu. Bir saniye sonra Amitabh Bachchan gibi yürüyor, bir saniye sonra Mehmood gibi mimikler yapıyordu. İnsanlar "Şu çocuğun tipine bak, ne güzel taklit yapıyor!" diye başına toplanıyor, gösteri bittiğinde ise adeta bir "gösteri bileti" öder gibi o kalemleri kapış kapış alıyorlardı.

Yani dostlar, bugün karşımızda duran o dev komedyen, aslında ilk stand-up şovlarını Mumbai tren istasyonlarında, bilet kesen memurlara ve acelesi olan işçilere karşı yapıyordu. Bugünün sosyal medya fenomenleri, 'influencer'ları kendilerini çok akıllı sanmasınlar; Johnny Lever daha internet icat edilmeden, algoritma nedir bilinmezken, sokakta "etkileşim" rekorları kırıyor ve bu etkileşimi sıcak paraya çeviriyordu. Hem de hiçbir 'filtre' kullanmadan, sadece kendi yüz kaslarıyla!

Sokaklarda kalem satarak geçen o fırtınalı yıllardan sonra Johnny, artık bir yetişkin olma yolundaydı. Babası Prakash Rao, oğlunun sokaklarda heba olmasını istemiyordu. Sonuçta "sanat karın doyurmaz" algısı o yılların Hindistan’ında bir kanundu. Babasının torpiliyle değil, emeğiyle, onun da çalıştığı o devasa Hindustan Lever fabrikasına işçi olarak girdi.

Düşünsenize, karşımızda geleceğin milyoner komedyeni var ama o anki görevi devasa varilleri taşımak, makinelerin yağını temizlemek ve günde 12 saat ter dökmek. Fabrika ortamı, hiyerarşinin en katı olduğu yerdir. Üstte kravatlı, asık suratlı genel müdürler; altta ise ömrünü o makinelerin gürültüsünde tüketen binlerce işçi... Johnny buradaki gri havayı gördüğünde kendi kendine şunu dedi: "Buradaki insanların bir nebze olsun nefes almaya, gülmeye ihtiyacı var.

Fabrikanın yıllık büyük kültürel etkinliği geldiğinde, sendika temsilcileri sahneye çıkacak birilerini arıyordu. Kimse cesaret edemiyordu çünkü en ön sırada fabrikanın en üst düzey yöneticileri, o meşhur "asla taviz vermeyen" İngiliz ekolü patronlar oturuyordu. Johnny parmağını kaldırdı. Sadece iş arkadaşları arasında yaptığı şakaları şimdi koca bir fabrikanın önünde yapacaktı.

Sahneye çıktığı an, herkes onun bir şarkı söyleyeceğini ya da şiir okuyacağını sandı. Ama Johnny bir anda fabrikanın en sert, en "asla gülmez" denilen Genel Müdürü'nün yürüyüşünü taklit etmeye başladı. Salonda bir anlık ölüm sessizliği oldu. Herkes birbirine bakıp "Eyvah, John yarın kovulacak" diye fısıldıyordu. Ama Johnny durmadı; müdürün o garip İngilizce aksanını, personeli azarlarken kullandığı el hareketlerini, hatta kahve içerken serçe parmağını nasıl kaldırdığını bile birebir canlandırdı.

Bir saniye sonra o "buz kütlesi" müdür, oturduğu yerde kahkahayı bastı ve masayı yumruklamaya başladı. O gece, fabrikadaki hiyerarşi tuzla buz oldu. İşçiler, ilk kez patronlarının da bir insan olduğunu ve gülünç tarafları olduğunu gördüler. O geceden sonra fabrikanın koridorlarında artık "John" ismi unutuldu. Kimle karşılaşsa ona "Hey Johnny Lever! Gel de şu muhasebe müdürünün taklidini bir daha yap!" diye bağırıyordu.

Yani, Johnny Lever ismi aslında bir reklam ajansının bulduğu havalı bir marka değil; bizzat asit kokulu, paslı makinelerin olduğu o fabrikanın içinden çıkan bir "halk kahramanı" adıdır. Johnny bu ismi öyle bir sahiplendi ki, pasaportuna bile yazdırdı. Adam fabrikadan ayrıldı ama fabrikayı (en azından ismini) yanında götürdü. Şirket ona dava açsa yeridir; "Bizim markamızla dünyayı güldürüyorsun" diye telif isteseler haklılar, ama sanırım Johnny'nin onlara kattığı neşe her türlü tazminattan daha büyüktü!

Johnny artık sadece fabrikada değil, Mumbai’nin çeşitli yerlerindeki orkestra şovlarında (Musical Nights) küçük aralarda sahne alıyordu. O dönemde stand-up diye bir meslek yoktu; Johnny şarkı aralarında insanları eğlendiren bir "dolgu malzemesi" gibi görülüyordu. Ta ki 1980’lerin başında, o kader gecesine kadar.

Bir şov sırasında seyirciler arasında Bollywood’un o dönemki kralı, Sanjay Dutt’un babası Sunil Dutt oturuyordu. Sunil Dutt, sahnedeki bu zayıf, enerjisi atom bombası gibi patlamaya hazır genci izlerken yanındaki prodüktöre dönüp şunu dedi: "Bu çocukta bir şey var. O sadece insanları taklit etmiyor, o insanların ruhunu kopyalıyor."

Şov bittiğinde Sunil Dutt bizzat kulise gitti. Johnny, karşısında Hindistan’ın en büyük aktörlerinden birini görünce muhtemelen dizlerinin bağı çözülmüştü. Dutt, ona elini uzattı ve "Yarın ofisime gel" dedi. İşte o an, Johnny Lever için fabrikanın tozlu varilleri geride kalmış, Bollywood’un o meşhur kırmızı halısı ayaklarının altına serilmişti. İlk filmi Dard Ka Rishta ile beyazperdeye adım attı. Ama bu başlangıç, beraberinde hiç beklemediği bir düşmanı da getirecekti.

Sunil Dutt’un elinden tuttuğu o genç işçi, artık Bollywood’un her kapısını açabilen sihirli bir anahtara dönüşmüştü. 80’lerin sonu ve 90’ların başı, Johnny Lever isminin afişlerde başrol oyuncularından bile daha büyük yazıldığı yıllardı. Ama bir sorun vardı: Johnny, şöhretin o ağır yükünü omuzlarında taşırken dengesini kaybetmeye başlamıştı. Sokaklarda kalem satarken sahip olduğu o saf neşe, yerini lüks şişelerin içindeki sahte mutluluğa bırakıyordu.


Johnny, kariyerinin en parlak döneminde, yani biz onu ekranda gördüğümüzde kahkahalara boğulduğumuz o yıllarda, aslında ağır bir alkol bağımlılığının pençesindeydi. Kendi deyimiyle, her güne "bir buçuk şişe" sert alkolle başlıyordu. Bu sadece bir "akşam içkisi" değil, hayatının merkezine oturan bir yıkım makinesiydi.

Düşünsenize; sabah sete gidiyor, binlerce insanı gülmekten yerlere yatırıyor, yönetmen "Kestik!" dediği anda ise titreyen elleriyle gizlice hazırladığı şişesine koşuyordu. İnsanlar onu "neşe kaynağı" olarak görürken, o aslında içindeki boşluğu alkolle doldurmaya çalışan, her geçen gün daha da yalnızlaşan bir adamdı. Set aralarında, karavanında veya otel odalarında sızıp kaldığı, çekimlerin onun yüzünden aksadığı günler yaşanıyordu. Sektördeki dostları durumu biliyordu ama o kadar yetenekli ve o kadar seviliyordu ki, herkes bu "skandalı" halının altına süpürüyordu.


Johnny’nin bu karanlık dönemi, en büyük hasarı evinde, yani kalbinde bıraktı. 1984 yılında evlendiği eşi Sujata, Johnny’nin en büyük destekçisiydi ama alkol, Johnny’yi tanınmaz birine dönüştürmüştü. Eve sabaha karşı 04:00’te, ayakta duramayacak halde gelen; kapıları tekmelerken, eşiyle en ağır kavgaları eden bir adam...

Johnny, yıllar sonra verdiği bir röportajda o günleri anlatırken gözleri dolar: "Çocuklarımın benden korktuğunu gördüğüm an, dünyanın en komik adamı olmamın hiçbir anlamı kalmamıştı." Kızı Jamie ve oğlu Jesse, babalarını televizyonda gördüklerinde gurur duyuyorlardı ama akşam babaları eve geldiğinde odalarına saklanıyorlardı. Bu, bir baba için fiziksel bir tokattan daha ağır bir darbeydi. Johnny, dışarıya kahkaha dağıtırken, evini bir hüzün evine çevirmişti.

Johnny o günleri şöyle anlatır: "O kadar çok içiyordum ki, bazen yatağın hangisi olduğunu karıştırıp banyoda uyuyakalıyordum. Sabah uyandığımda aynaya bakıp kendi kendime 'Dostum, taklidini yapamadığın tek bir kişi kalmıştı, o da ayık bir Johnny Lever!' diyordum." Tabii bu espri, o günlerin acısını örtmeye yetmiyordu.

O dönemde Johnny’nin adı magazin sayfalarına "alkollü kavga" haberleriyle düşmese de, Mumbai sokakları onun bu hallerine şahitti. Bir gece yarısı, Mumbai’nin meşhur Chowpatty sahilinde arabasının içinde sızmış haldeyken devriye gezen polisler yanına gelir. Camı tıkladıklarında karşılarında ülkenin en büyük komedyenini görürler.

Johnny, ayakta duramayacak haldedir. Polisler, onu karakola götürmek yerine, "Aman Johnny abi, bu halde yakalanma, seni eve biz bırakalım" diyecek kadar onu severler. Ama Johnny, o geceyi hayatının en utanç verici anlarından biri olarak hatırlar. Çünkü o, halkın sevgisini bir kalkan olarak kullanıp kendi kendini yok ediyordu.

Johnny tam bu alkol bataklığındayken, kariyerini ve hayatını kökten sarsacak o devasa skandal patlak verdi. Yer: Dubai. Yıl: 1998. Dubai’de düzenlenen özel bir ödül töreni ve partisinde Johnny sahneye çıktı. Sahne performansı sırasında, Hindistan Ulusal Marşı (Jana Gana Mana) ile ilgili bir espri yaptığı, marşı alaycı bir şekilde taklit ettiği iddiası Hindistan'a bir bomba gibi düştü.

O dönem Hindistan'da milliyetçilik duygularının çok yüksek olduğu bir zamandı. Haber Mumbai’ye ulaştığında yer yerinden oynadı. Bir anda "Halkın Sevgilisi Johnny", "Vatan Haini Johnny"ye dönüştü. Hakkında davalar açıldı. Johnny, Hindistan’a döner dönmez mahkeme karşısına çıkarıldı ve 7 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Olayın Perde Arkası (Gerçek mi, İddia mı?): Johnny, marşa asla saygısızlık etmediğini, sadece törendeki bürokratların marş çalınırken sergilediği tuhaf ve yapmacık hareketleri hicvettiğini savundu. Ancak kamuoyu o kadar gergindi ki, kimse onu dinlemedi. Johnny Lever, hayatında ilk kez "komik" olmayan bir nedenle demir parmaklıklar arkasına girdi. Bu 7 gün, onun için sadece bir hapis süreci değil, hayatını sorguladığı dev bir kırılma noktası oldu.

Johnny Lever, kariyerinin zirvesinde, her filmde en az 15-20 dakika "kahkaha garantili" sahneleri olan bir devdi. Ancak 2000'li yılların başında, hayatının en acı sahnesiyle başrol oyuncusu olarak değil, çaresiz bir baba olarak karşılaştı. Oğlu Jesse’ye, henüz küçücük bir çocukken boğaz kanseri (tümör) teşhisi konuldu.

Doktorlar teşhisi koyduğunda Johnny’nin dünyası başına yıkıldı. Düşünsenize, sabah hastaneye gidiyorsunuz, oğlunuzun kemoterapi alışını izliyorsunuz; öğleden sonra ise film setine gidip "Baazigar"daki gibi şapşal bir karakteri oynayıp milyonları güldürmeniz gerekiyor. Johnny, o günleri anlatırken "İçim kan ağlarken, suratıma o maskeyi takıp sahneye çıkmak hayatımın en büyük işkencesiydi" der.

Hatta bir gün, set arasında yönetmen ona "Johnny biraz daha enerjik ol, daha çok gülmelisin" dediğinde, Johnny’nin makyaj odasına gidip hıçkıra hıçkıra ağladığı anlatılır. O dönemde Bollywood kulislerinde bir dedikodu yayıldı: "Johnny artık bitti, o eski enerjisi yok." Kimse, o enerjinin oğlunun yaşaması için harcandığını bilmiyordu.

Johnny, oğlunun hastalığı sırasında derin bir ruhsal çöküş yaşadı. Alkol artık bir sığınak değil, bir engeldi. Bir gece, oğlunun yatağının başında çaresizce beklerken, kendi deyimiyle "Tanrı ile bir pazarlık" yaptı. İnancına (Hristiyanlık) sıkı sıkıya sarıldı ve o gece elindeki kadehi fırlatıp atarak bir yemin etti: "Eğer oğlum iyileşirse, bir daha asla bu zehre dokunmayacağım ve hayatımı iyiliğe adayacağım."

Mucize mi, Tıp mı? Tıp dünyası elinden geleni yapıyordu ama tümör o kadar riskli bir yerdeydi ki, operasyonun başarılı geçme ihtimali oldukça düşüktü. Ancak ameliyat sonrası Jesse, beklenmedik bir hızla iyileşmeye başladı. Johnny için bu, sadece tıbbi bir başarı değil, ilahi bir lütuftu. O günden sonra Johnny Lever, sadece alkolü ve sigarayı bırakmakla kalmadı, hayat felsefesini de kökten değiştirdi.

Johnny, bu dönüşümünden sonra setlere gittiğinde arkadaşları ona takılıyormuş: "Johnny, hadi gel bir kadeh bir şey içelim." Johnny’nin cevabı ise tam ona yakışır cinstenmiş: "Dostum, ben zaten hayatın kendisinden sarhoşum, üzerine bir de alkol alırsam muhtemelen yerçekimine meydan okurum ve bu yaşta uçmaya hiç niyetim yok!"

Johnny Lever, 2010’lardan sonra artık sadece bir komedyen değil, bir bilge, bir "akıl hocası" imajına büründü. Bollywood’un o karmaşık, skandallarla dolu dünyasında Johnny’nin adı hep "beyaz" kaldı.

Bugünlerde Johnny’nin en büyük gururu, kızı Jamie Lever. Jamie, sadece babasının kızı olduğu için değil, gerçekten yetenekli olduğu için sektörde kendine yer açtı. Videoda bu kısma özellikle yer vermelisin çünkü Jamie, babasının o meşhur "kadın taklidi yapamama" açığını kapatıyor. Jamie, babasının taklidini bizzat onun karşısında yaparak tüm Hindistan’ı kahkahaya boğdu.

Johnny, kızının bu sektöre girmesine başta pek sıcak bakmamıştı. Sebebi ise sektörün kadınlar için ne kadar zorlayıcı olabileceğini bilmesiydi. Ancak Jamie’nin yeteneğini gördüğünde, ona en büyük dersi verdi: "Asla birinin kopyası olma, babanın bile."

Bugün 60’lı yaşlarının sonunda olan Johnny Lever, TikTok ve Instagram dünyasında bile bir ikon. Genç nesil oyuncular, onun set disiplinine hayran. Johnny, sete herkesten önce gelir, repliklerini ezberler ve asla bir asistanın ona su getirmesini beklemez. O, sokaktan geldiğini ve o sokakların onu nasıl "Lever" yaptığını asla unutmadı.

Johnny Lever’ın kariyerini sadece kronolojik olarak anlatmak, ona haksızlık olur. Onun yaşadığı dönem, Bollywood’un "Aksiyondan Komediye" evrildiği, ancak komedyenlerin hala "yancı" muamelesi gördüğü bir dönemdi. Johnny bu algıyı nasıl yıktı?

90’lı yıllarda bir film çekilirken, senaryoda komedyen için genelde sadece şu yazardı: "Johnny gelir ve ortalığı birbirine katar." Yani bir metin yoktu! Johnny, o meşhur sahnelerinin %80’ini set başında kendi doğaçlamasıyla (improvize) yaratıyordu. Shah Rukh Khan, Salman Khan veya Aamir Khan gibi devlerin yanında, seyirciyi onlardan çalıp kendine odaklamak her babayiğidin harcı değildi.

O dönemlerde bazı başrol oyuncularının Johnny Lever’dan çekindiği, sahnelerinin çok komik olması durumunda "benim karizmamı gölgeliyor" diyerek onun sahnelerini kurguda arttırmak istemedikleri söylenir (Bu sektörde çok konuşulan bir iddiadır). Ancak Johnny, hiçbir zaman bu kavgalara girmedi. O, "Ekmek paramı kazanıyorum, gerisi yönetmenin işi" diyecek kadar alçakgönüllüydü. Videoda bu noktada şu analizi yapmalısın: Johnny Lever, başrol oyuncusu olmadığı halde afişte adı en başa yazılan ilk ve belki de tek "yan karakter" oyuncusudur.

Johnny Lever’ı sadece "komik suratlı adam" diye geçiştiremeyiz. Onun performansı aslında dünya çapındaki Jim Carrey gibi isimlerle kıyaslanabilecek bir fiziksel komedi (physical comedy) dehasıdır.

Johnny’nin yüzünde yaklaşık 43 kasın her birini ayrı ayrı kontrol edebildiği söylenir. Bir sahnede aynı anda hem ağlayıp hem gülebilen, göz bebeklerini birbirinden bağımsız hareket ettirebilen bir yetenekten bahsediyoruz. Bu, sadece bir yetenek değil, çocukken aynanın karşısında saatlerce süren o acı dolu pratiklerin sonucudur.

Johnny’nin mimikleri o kadar meşhurdur ki, Hindistan'da bir dönem "Johnny Lever gibi yüzünü buruşturma, öyle kalırsın!" diye bir anne uyarısı literatüre girmiştir. Adamın yüzü adeta bir hamur gibi; istediği zaman bir ördeğe, istediği zaman Amitabh Bachchan’a dönüşebiliyor. Hatta bir söylentiye göre (tamamen şaka yollu tabii), Johnny Lever’ın yüz kasları için özel bir sigorta yaptırmayı düşündüğü ama sigorta şirketinin "Bu yüzün riskini hesaplayacak bir algoritma henüz icat edilmedi" diyerek reddettiği anlatılır!

Gelelim o meşhur "Babulal" karakterine... Baazigar filminde her şeyi unutan uşak rolü, Johnny’yi ölümsüzleştirdi. Ama bu rolün arkasında hüzünlü bir gerçek vardır. Johnny, bu karakteri yaratırken aslında Alzheimer başlangıcı olan bir akrabasını gözlemlemişti. İnsanların en acı hallerinden bile bir "sevimlilik" ve "komedi" çıkarabilmek onun en büyük gücüydü.

O filmde Shah Rukh Khan intikam peşinde koşarken, seyirci aslında ekranın köşesinden Babulal’ın çıkmasını bekliyordu. Johnny bu filmle "En İyi Komedyen" ödülünü aldığında, sadece bir ödül almadı; komedinin sinemadaki ağırlığını tescilledi.

Oğlunun iyileşmesinden sonra Johnny, hayatını tamamen Hristiyanlık inancına göre şekillendirdi. Ancak bu durum, Hindistan gibi dini hassasiyetlerin çok yüksek olduğu bir ülkede yeni bir tartışma başlattı.

Sosyal medyada Johnny Lever’ın "şifa toplantıları" düzenlediği, insanları mucizelerle din değiştirmeye ikna etmeye çalıştığına dair videolar yayıldı. Radikal gruplar onu hedef gösterdi. Johnny ise bu iddialara her zamanki sükunetiyle yanıt verdi: "Ben sadece Tanrı'nın bana yaptığı iyiliği anlatıyorum, kimseyi zorlamıyorum." Videonun bu kısmında çok objektif olmalısın. "Bir yanda inancıyla huzur bulan bir baba, diğer yanda bu durumu propaganda olarak gören bir kitle..." Bu çatışma, videonun izlenme oranını (engagement) ciddi şekilde artıracaktır.

Johnny Lever’ın kariyerinde Michael Jackson’ın yeri bambaşkadır. 80’li yılların sonunda MJ fırtınası dünyayı kasıp kavururken, Hindistan’da bu fırtınayı sahnede estiren tek bir adam vardı. Ama Johnny için MJ taklidi yapmak, sadece beyaz eldiven takıp parmak uçlarında durmak değildi. O, MJ’in o meşhur "hıçkırık" seslerini, ani kafa hareketlerini ve o durdurulamaz enerjisini, Hindistan’ın yerel mizahıyla harmanladı.

Sahneye çıktığında ışıklar söner, dumanlar yükselir ve Johnny Lever o meşhur "Billie Jean" ritmiyle içeri girerdi. Seyirci çıldırırdı! Çünkü karşılarındaki adam, az önce bir Hintli politikacının taklidini yapıp herkesi güldüren adamdı; ama şimdi karşılarında Bollywood’un Michael Jackson’ı vardı. Johnny’nin MJ taklitleri o kadar profesyoneldi ki, bazen insanlar gülmeyi unutup onun dans yeteneğini alkışlamaya başlardı.

Sektörde yıllardır konuşulan bir anlatıya göre; Michael Jackson’ın ekibinden bazı isimler bir dünya turu veya organizasyon sırasında Johnny’nin bir kaydını izlemiş ve "Bu adam bu hareketleri nasıl bu kadar 'esnek' yapabiliyor?" diyerek şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Johnny, MJ öldüğünde derin bir yas tutmuş ve "O benim sessiz öğretmenimdi; bana sahnede vücudun nasıl bir enstrümana dönüşeceğini o öğretti" demiştir.

Johnny bir keresinde şöyle demiştir: "Michael Jackson’ın 'Moonwalk' (ay yürüyüşü) hareketini Mumbai sokaklarında yapmaya çalıştım. Ama Mumbai yolları o kadar delik deşik ki, ay yürüyüşü yaparken her iki adımda bir çukura düşüyordum. Michael bu yolları görseydi, Moonwalk yerine 'Çukurdan Atla' (Pothole Jump) dansını icat ederdi!"

90’lı yıllar Bollywood komedisinin altın çağıydı ve bu çağın iki lokomotifi vardı: Govinda ve Johnny Lever. Bu ikili, bir filmde yan yana geldiğinde başrol oyuncusu kim olursa olsun (ki genelde başrol Govinda olurdu), o film gişe rekorları kırırdı. Ancak bu ikili arasında gizli bir rekabet olduğu hep fısıldandı.

Komedi, bir zamanlama (timing) işidir. Govinda da muazzam bir komedi dehası olduğu için, sette Johnny ile birbirlerini "alt etmeye" çalışırlardı. Ama bu düşmanca bir rekabet değil, iki ustanın satranç maçı gibiydi. Bir sahnede Govinda bir espri patlatır, yönetmen "Kestik!" demeden Johnny öyle bir surat ifadesi yapardı ki, sahnenin tüm komedisi ona kayardı.

Bu rekabetin ve dostluğun zirvesi Dulhe Raja filmidir. Filmdeki otel sahnelerini hatırlayın; Johnny Lever’ın Govinda ile olan o atışmaları, Bollywood tarihinin en iyi komedi sekansları kabul edilir. Söylentiye göre, filmin yönetmeni bu ikiliyi serbest bırakmış ve "Beyler, senaryoyu boşverin, birbirinizi nasıl güldürebiliyorsanız öyle oynayın" demiştir. Sonuç? Hindistan sinemasının en ikonik komedi sahneleri!

Bollywood sadece yıldızlardan ibaret değildir; spot ışıklarının arkasında, günde 18 saat çalışan set işçileri, ışıkçılar ve figüranlar vardır. Johnny, setlerde yemek dağıtılırken her zaman en sona geçer, işçilerle birlikte yemek yerdi. Hatta maddi durumu bozulan eski oyunculara veya hastalanan set işçilerine, kimseye haber vermeden "zarf içinde" para yardımı yaptığı, sektörde bir şehir efsanesi değil, yaşayan bir gerçektir.

Johnny, sanatçıların haklarını savunmak için kurulan derneklerde yıllarca aktif rol aldı. "Bir oyuncu hastalandığında veya yaşlandığında sokakta kalmamalı" diyerek birçok fonun kurulmasına öncülük etti. O, sadece insanları güldüren bir yüz değil, arkada duran binlerce emekçinin "Johnny Abisi" oldu.

Johnny Lever’ın bu devasa hikayesini özetlemek gerekirse: O, sadece bir komedyen değil; yoksulluğun, alkolizmin, hapis cezalarının ve evlat acısının içinden "gülerek" çıkmayı başarmış bir savaşçıdır.

Onu bugün hala zirvede tutan şey, o meşhur yüz mimikleri değil, o mimiklerin altındaki samimiyettir. Bollywood’da herkes "kahraman" (Hero) olabilir, ama herkes "Johnny Lever" olamaz. Çünkü kahramanlar senaryo bittiğinde pelerinlerini çıkarırlar; Johnny ise pelerini hiç giymedi, o hep bizden biriydi.

Johnny Lever’ın hikayesini burada bitirirsek, onun bugünün dünyasındaki önemini eksik bırakmış oluruz. Bugün sosyal medyada, TikTok’ta veya YouTube’da her gün binlerce yeni komedyen doğuyor. Ama hiçbiri bir Johnny Lever olamıyor. Neden mi? Çünkü Johnny, komediyi sadece "şaka yapmak" olarak değil, bir "karakter inşa etmek" olarak görüyordu.

Bugünün komedisi çoğunlukla bel altı esprilere veya birini aşağılamaya dayalıyken; Johnny, her zaman kendiyle dalga geçmeyi bildi. O, 43 yüz kasını aynı anda hareket ettirirken aslında bize şunu söylüyordu: "Bakın, ben en çirkin, en komik, en zavallı duruma düşebilirim ve bunda hiçbir sorun yok!" Yeni Nesil

Johnny, bir röportajında modern komedi şovları (Kapil Sharma Show gibi) hakkında sorulan bir soruya çok dürüst bir yanıt vermişti: "Yetenek var ama sabır yok. Biz bir karakteri yaratmak için aylarca sokaklarda insanları izlerdik. Şimdikiler ise sadece bir peruk takıp komik olduklarını sanıyorlar." Bu, aslında sadece bir eleştiri değil, bir ustanın yeni nesle verdiği en büyük derstir.

Johnny Lever’ın kariyeri boyunca 300’den fazla filmde rol alması, sadece eğlence demek değildi. O dönemlerin güvenlik önlemleri şimdiki gibi gelişmiş değildi. 90’lı yıllarda bir aksiyon-komedi filmi setinde yaşanan ve bugüne kadar pek bilinmeyen bir olaydan bahsedelim.

Bir sahnede patlamaların arasında kalması gereken Johnny, barutun yanlış ayarlanması sonucu alevlerin içinde kalmış, ancak o halde bile "sahne bozulmasın" diye rolüne devam etmiştir. Sahne bittiğinde kaşlarının yandığını gören ekip şoka girmiş, Johnny ise sadece gülerek şunu demiştir: "En azından bu sefer makyaja gerek kalmadı, gerçekçi oldu!" İşte bu "işine olan tutkusu", onu sıradan bir oyuncudan bir efsaneye dönüştüren asıl güçtür.

Peki, kameralar kapandığında, o meşhur mimikler yerini dinginliğe bıraktığında Johnny Lever kimdir? Evinde devasa bir kitap koleksiyonu olduğunu biliyor muydunuz? Evet, ilkokul terk bir çocuk olarak başladığı hayatta, kendini eğitmek için binlerce kitap okudu. Onun en büyük hobisi, insan psikolojisi ve sosyoloji üzerine okumalar yapmak.

Neden mi? Çünkü o, "insanı tanımayan, insanı güldüremez" felsefesine inanıyor. Evindeki o sessiz kütüphane, aslında sahnelerdeki o gürültülü ve komik adamın mutfağıdır. Oraya çekilir, dualarını eder, kitaplarını okur ve bir sonraki performansına hazırlanır.

Videomuzun başında sorduğumuz o soruya geri dönelim: "Abla bu sektörde hiç mi iyi biri yok?" İşte cevabını aldınız.

Johnny Lever; Dharavi’nin tozlu yollarında kalem satarken de iyi biriydi, Hindustan Lever fabrikasında varil taşırken de, Bollywood’un zirvesine çıkıp milyon dolarlar kazanırken de... O, alkolün karanlığında kaybolduğunda bile özündeki o iyi kalbi hiç kaybetmedi; sadece bir süreliğine üzerine toz konmasına izin verdi. Ama oğlu Jesse’nin hastalığıyla başlayan o mucizevi dönüşüm, o tozu silip süpürdü.

Bugün Johnny Lever’a baktığımızda sadece gülen bir yüz görmüyoruz. Biz; bir babanın fedakarlığını, bir işçinin azmini, bir bağımlının zaferini ve bir sanatçının tevazusunu görüyoruz.

Eğer bir gün yolunuz Mumbai’ye düşer ve o kalabalık tren istasyonlarında taklit yaparak kalem satan bir çocuk görürseniz, cebinizdeki son kuruşu o kaleme verin. Çünkü o çocuk, bir gün tüm dünyayı güldüren, bir halkın yaralarını kahkahalarla saran o efsanevi "Kaldıraç"ın, yani Johnny Lever’ın yeni bir versiyonu olabilir.

Ve son bir not: Hayat sizi ne kadar hırpalarsa hırpalasın, Johnny’nin o meşhur repliğinde olduğu gibi; bazen her şeyi unutun (Babulal gibi), ama asla gülümsemeyi unutmayın. Çünkü kahkaha, hayatın bize attığı yumruklara verdiğimiz en güzel cevaptır.

İzlediğiniz için teşekkürler. Eğer Johnny Lever’ın hayatı size de ilham verdiyse, videoyu beğenmeyi ve o meşhur "Babulal" repliğini yorumlara bırakmayı unutmayın. Bir sonraki Bollywood efsanesinde görüşmek üzere...




     
 
what is notes.io
 

Notes is a web-based application for online taking notes. You can take your notes and share with others people. If you like taking long notes, notes.io is designed for you. To date, over 8,000,000,000+ notes created and continuing...

With notes.io;

  • * You can take a note from anywhere and any device with internet connection.
  • * You can share the notes in social platforms (YouTube, Facebook, Twitter, instagram etc.).
  • * You can quickly share your contents without website, blog and e-mail.
  • * You don't need to create any Account to share a note. As you wish you can use quick, easy and best shortened notes with sms, websites, e-mail, or messaging services (WhatsApp, iMessage, Telegram, Signal).
  • * Notes.io has fabulous infrastructure design for a short link and allows you to share the note as an easy and understandable link.

Fast: Notes.io is built for speed and performance. You can take a notes quickly and browse your archive.

Easy: Notes.io doesn’t require installation. Just write and share note!

Short: Notes.io’s url just 8 character. You’ll get shorten link of your note when you want to share. (Ex: notes.io/q )

Free: Notes.io works for 14 years and has been free since the day it was started.


You immediately create your first note and start sharing with the ones you wish. If you want to contact us, you can use the following communication channels;


Email: [email protected]

Twitter: http://twitter.com/notesio

Instagram: http://instagram.com/notes.io

Facebook: http://facebook.com/notesio



Regards;
Notes.io Team

     
 
Shortened Note Link
 
 
Looding Image
 
     
 
Long File
 
 

For written notes was greater than 18KB Unable to shorten.

To be smaller than 18KB, please organize your notes, or sign in.